Halkla İlişkiler Yöntemi Olarak Kamu Diplomasisi

Yrd. Doç. Dr. Aslı Yağmurlu’ nun Makalesinin Tam Metni İçin Lütfen Tıklayınız.

Public Diplomacy And The Contributions Turkey Has Made in The Relationship Among Its’ Neighboring Countries

vedat_demirIn recent years the concept of Public Diplomacy has begun to be used as a new method of international relations.
Devamını okumak için tıklayın.

İKT Üyesi Ülkeler ve Kamu Diplomasisi

Kamu diplomasisi yabancı ülke halkları ile iletişime geçmek ve onları yönlendirmek üzere tasarlanmış eylem planıdır. Diplomasisi genel anlamıyla bir dış politika aracıdır.
Dr. Muharrem Hilmi Özev'in makalesini okumak için tıklayın.

Kamu Diplomasisi Perspektifinden Sosyal Güvenlik Reformu

kamudiplomasisietkinlikleri
TASAM Ankara Ofisi KAMU DİPLOMASİSİ ETKİNLİKLERİ kapsamında “Türkiye’de Sosyal Güvenlik Sistemi ve Sosyal Güvenlik Reformu Tecrübesi” konulu bir seminer düzenledi.
Haberin devamı için tıklayın.

Farklı kültürlerin yapıtaşı; Kültür Diplomasisi

balkan4afis

Uluslar arası Balkan Forumu’nun dördüncüsü Edirne’de gerçekleştirildi. “Kültür Diplomasisi” temasının ele alındığı Forum sonrası yayınlanan deklarasyonun tam metnini ilginize sunuyoruz.
Devamı için tıklayın.

Düşünce Kuruluşları: “Kamu Diplomasisi’nin önemi artıyor”

TASAM tarafından düzenlenen “2. İKT Üyesi Ülkeler Düşünce Kuruluşları Forumu” İstanbul’da gerçekleştirildi. Yoğun bir katılımla yapılan forum sonrası açıklanan deklarasyonda şu hususlara dikkat çekildi:

okumak için lütfen tıklayın.

Vizelerin Kaldırılması Kamu Diplomasisi İçin Önemli Fırsatlar Sunuyor

aozkanÜlkeler arasındaki vize uygulaması, soğuk savaş dünyasının ürünü. Dünyayı kesin sınırlara ayıran, kutuplaştıran, bölen bir anlayışın da simgesi aynı zamanda.
Yrd. Doç. Dr. Abdullah Özkan'ın yazısını okumak için tıklayın.

Düşünce Kuruluşları Forumu, Kamu Diplomasisini Tartışacak

Soğuk Savaş sonrasının en etkin kavramlarından biri olan “Kamu Diplomasisi”, İKT (İslam Konferansı Teşkilatı) Üyesi ülkelerin düşünce kuruluşları tarafından İstanbul’da tartışılacak.
devamı...

“Kapasite İnşası” Politika ve Programımız Yok

28122010TASAM’ın kuruluş fikri nasıl ortaya çıktı?
“TASAM” isminden de anlaşılacağı üzere duyduğumuz bir “endişe”den yola çıktı...
TASAM Başkanı Süleyman ŞENSOY'un Sabah gazetesindeki röportajı için tıklayın.

Türk Dış Politikası ve Kamu Diplomasisi

ibrahimkalinTürkiye'nin iç ve dış değişim dinamiklerinin son yıllarda sergilediği ivme, ekonomiden dış politikaya, bilim ve teknolojiden sanata kadar geniş bir alanda cereyan etmekte ve yeni risk ve fırsat alanlarının doğmasına imkân tanımaktadır.
Doç. Dr. İbrahim KALIN'ın yazısını okumak için tıklayın.

Kamu Diplomasisi Seferberliği...

Dünya artık eski dünya değil; Oyuncuları da değişti, oyunun kuralları da... Sahnede yeni oyuncular var, kurallar yeniden yazılıyor, yeni işbirlikleri doğuyor, yeni anlayışlar yeşeriyor.

Yrd. Doç. Dr. Abdullah Özkan'ın yazısı için tıklayın.

Medyanın Kamu Diplomasisi Rolü

Medyanın Kamu Diplomasisi RolüÇok kutuplu yeni dünya düzeni ile birlikte küreselleşme süreci de hız kazandı. Ve bu süreç en çok iletişim ve medya üzerinde etkisini gösterdi. 
Yrd. Doç Dr. Abdullah ÖZKAN'ın yazısını okumak için tıklayın.

Millet Olarak “Devlet Aklı”na İhtiyacımız Var

Millet olarak "devlet aklı" ile hareket edecek yetenek ve olgunluğa sahip olmak, daha başından tüm provokasyonları ve tehlikeleri bertaraf edecektir.
Devamı.

Türkiye-AB İlişkileri ve Kamu Diplomasisi

28122010Can cultural diplomacy help get Turkey into the European Union? Within the EU, Turkey’s accession process is a highly debated issue. Almost everyone seems to have an opinion on the matter, although it can be argued that most of these opinions are not based on rationality and facts.
Devamı.

Türkiye’nin AB Sürecinin Siyaset Üstü Bir Vizyona İhtiyacı Var

Bir rapor açıklanması ritüeli daha izledik AB kurumlarının salonlarında. AB Komisyonu’nun yıllık Türkiye raporları, 1998’den beri yayımlanıyor. İlk rapor ağır eleştirilerle doluydu.
Dr. Bahadır Kaleağası'nın yazısı için tıklayın.

Türk Dış Politikası ve Kamu Diplomasisi

dtfafisSoğuk Savaş döneminde, uluslararası politika ile iç politika arasında daha belirgin bir ayrılık mevcut idi. Dış politika; o dönemde daha çok ulusal güvenlik, askeri tedbirler, enerji kaynaklarına ulaşım, devletler arası çatışmalar, ideolojik rekabet ve nekonomik kalkınma planları gibi yüksek politika konularından oluşuyordu.
Doç. Dr. Ertan EFEGİL'in yazısı için tıklayın...

Türkiye’nin Kalkınma Yardımlarında Kamu Diplomasisi Perspektifi

Kalkınma yardımları günümüzde artık ülkelerin dış politikalarının önemli bir aracı haline geldi.
Yrd. Doç. Dr. Abdullah Özkan'ın yazısının tamamı için tıklayın.

Kamu Diplomasisi Perspektifinden Kalkınma Yardımlarının Analizi

ssalhaÖzünde dürüstlük, doğruluk, sadelik, samimiyet yer almakta olan kamu diplomasisi, siyasal fikirlerden ziyade vatandaşların kalbine ve beynine ulaşarak ortak çıkarlar merkezinde diyalog kurmak fikrinde yükselmektedir.
Prof. Dr. Samir Salha'nın yazısı için tıklayın.

TÜRK DIŞ POLİTİKASI VE KAMU DİPLOMASİSİ

Doç. Dr. Ertan EFEGİL
Sakarya Üniversitesi
Uluslar arası İlişkiler Bölümü

İÇ POLİTİKA – DIŞ POLİTİKA AYRIMININ KALKMASI

Soğuk Savaş döneminde, uluslararası politika ile iç politika arasında daha belirgin bir ayrılık mevcut idi. Dış politika; o dönemde daha çok ulusal güvenlik, askeri tedbirler, enerji kaynaklarına ulaşım, devletler arası çatışmalar, ideolojik rekabet ve nekonomik kalkınma planları gibi yüksek politika konularından oluşuyordu. Bu nedenle, dış politika planlaması, devlet içinde aktif durumda olan, ama devlet dışı bir konuma sahip bulunan aktörlerin (medya, sivil toplum kuruluşları, kamuoyu, çıkar grupları gibi) etkisinden uzak bir şekilde gerçekleştiriliyordu. Böylece karar vericiler, sadece diğer devletin resmi aktörlerini ikna etme gayreti içerisindeydi.

Fakat Soğuk Savaş döneminin bitmesinin ardından, yukarıdaki paragrafta izah ettiğimiz çerçeve geçerliliğini yitirmeye başladı. Öncelikle dış politika analizi üzerine çalışan akademisyenlerinde ifade ettiği gibi, iç politika ile dış politika arasındaki ayrım hızla  muğlak hale gelmekte, bir alanda verilen kararlar, doğrudan diğer alanda da hissedilmektedir. Örneğin, enerji politikalarınız, hem uluslararası politikayı hem de iç politikayı yakından etkilemektedir. Diğer taraftan, artık dış politikanın değişik konuları arasında bağlantılar/bağıntılar bulunmakta ve özellikle karşılıklı bağımlılığın dünya siyasetini etkisi altına aldığı mevcut dönemde, dış politika konularının çeşitliliğinde de artış görülmektedir.

Sonuçta, karar vericiler, dış politikayı planlarken, her iki yapıdaki aktörleri de ikna etmek zorundadır. Diğer bir ifadeyle, iç ve dış politika arasındaki karşılıklı etkileşimden ötürü, dış politika, hem yerel insanların hem de yabancı aktörlerin desteğine ihtiyaç duymaktadır. Bu durumda, karar verici, hem kendi iç siyasetinin aktörlerini (kamuoyu, medya, çıkar grupları, sivil toplum kuruluşları gibi), hem de uluslararası düzeyde ve/veya diğer devlet içerisinde hareket eden devlet dışı birimleri de etkilemek ve onların görüşlerini, kendi dış politika hedefleri doğrultusunda yönlendirmek zorundadır.

Bu durumda, Dış İşleri Bakanlığı, kurumsal açıdan, yeniden bir yapılanmaya tabi tutularak, kendi idari yapısı içerisinde, “Kamu Diplomasi Müsteşarlığını” kurmalıdır. Diğer yandan da, Bakanlık mensupları arasında diğer alanlarda ihtisasa sahip uzmanlar görevlendirilmeli ve diplomatlarda daha fazla medya önüne çıkmalıdır.

KAMU DİPLOMASİSİ NEDİR?

Devletlerin karar vericileri, kendi ve diğer ülkelerin kamuoylarını dikkate almak zorunda olduğundan, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, bu aktörler, bu hedef kitlenin “kalplerini ve beyinlerini, karşılıklı empati kurarak, kazanmakla yükümlüdür”. Bu zorunlulukta, bizi, Kamu Diplomasisi kavramına götürmektedir.

Akademisyenler ve pratisyenler, kamu diplomasisini, “geleneksel açıdan, yabancı kamuoyu ile etkileşim halinde olmak” şeklinde tanımlamaktadır. Buradaki amaç, “ilgili ülkenin vatandaşlarını etkileyerek, yabancı ülkenin davranışını ulusal çıkarları bağlamında değiştirmektir”. Bu nedenle, “diğer ülkelerin kamu oylarının eğitilmesi, bilgilendirilmesi ve sürece bir şekilde dahil edilmesi” gerekmektedir.

ABDli diplomatlar, yeni dünya düzeni içerisinde, bir ülkenin politikalarının, değerlerinin ve kültürünün, doğrudan ve dolaylı bir şekilde, diğer devletlerin politikalarını, kültürlerini ve değerlerini etkilediğini vurgulamaktadır. Ayrıca, kendi kamuoyunun desteğini alamamış bir dış politikanın, etkin bir şekilde yürtülmesinin mümkün olmadığını savunan ABDli diplomatlar, ancak hem kendi insanını ikna edebilen, hem de diğer ülkelerin vatandaşlarının değerlerini ve kültürlerini anlayabilen ülke yöneticilerinin, siyasi açıdan daha güçlü dış politika hedefleri güdebileceklerini ve diğer ülkeleri de daha fazla kendi anlayışları doğrultusunda etkileyebileceklerini düşünmektedir. Sonuçta, diğer ülkelerin vatandaşlarının kalplerini ve düşüncelerini fethetmesi gereken kamu diplomasisi, bir ülkenin dış politikasına, ciddi düzeyde güçlendirici/olumlu katkıda bulunabilir. Ancak kamu diplomasisi, eğer iyi koordine edilemez ise, ciddi zararlarda verebilir.

KAMU DİPLOMASİSİ BAĞLAMINDA KARAR VERİCİLER NASIL BİR YÖNTEM İZLEMELİDİR?

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, mevcut uluslararası sistem içerisinde, karar vericiler, hem iç yapıya hem de diğer ülkelerin kamuoylarına yönelik olarak politikalar/tutumlar izlemek zorundadır.

1. Hedef Kitlesi

Kamuoyu dediğimiz zaman, teorik metinlere göre, dış politika konusunda ilgisiz olan “sokaktaki insandan” ziyade, “karar vericileri harekete geçirme becerisine ve etkileme gücüne sahip olan bir kesimden” bahsetmiş oluyoruz. Bu gruba dahil olan kişileri şöyle sıralayabiliriz: siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, işadamları, akademisyenler, sanatçılar, düşünürler, çıkar grupları, medya mensupları ve eğitimli, dış politikaya ilgi duyan kişiler. Yine ABD kamuoyunu inceleyen akademisyenlere göre, bu grubu oluşturan kişiler, genel nüfusun, en fazla yüzde 10’una tekabül etmektedir.

Bu araştırmaya göre, ABD kamuoyu, dört farklı gruptan oluşmaktadır: a) Kanaat önderleri (devlet birimleri, medya mensupları, öğretim üyeleri, STK temsilcileri, araştırma merkezleri, işverenler gibi), bu da, %1’lik dilime tekabül ediyor, b) dış politika ile ilgilenen eğitimli kişiler (% 5), c) kendi şahsi menfaatleri dışında görüşü olmayan geniş halk kitlesi  (% 71) ve ç) herşeyden habersiz olan kesim (%20).

Sonuçta, karar vericiler, hem kendi ülkelerindeki hem de diğer ülkelerdeki kanaat önderlerini ve dış politikaya ilgi duyan, geniş halk kitlelerini harekete geçirme kaabiliyetine sahip eğitimli kişileri hedef almak zorundadır.

Bu amaçla, ABD Dış İşleri Bakanlığı, hem ABD hakkında olumlu görüşler oluşturmak, hem de bu kişilerin bilgi kaynağı haline gelebilmek için, kamu diplomasisi bağlamında yoğun bir çaba harcamaktadır. Bu bağlamda, bölge ülkelerinin medyalarını, yayın kuruluşlarını yakından izlemektedir. Büyükelçiliklerin internet sayfalarına yoğun şekilde bilgiler yüklemektedir. Kanaat önderlerine ve halkı etkileyebilecek kapasiteye sahip kişilere, “CIA Tur” şirketi vasıtasıyla, ABD’de en az “15’er günlük” turistik gezi imkanlarını ücretsiz sunmaktadır. Bunun için, kanaat önderinin, herhangi bir televizyondaki yarışma programına katılması gerekmemektedir. Diğer taraftan, ABD, sanatçılara, akademisyenlere, siyaset adamlarına, medya mensuplarına karşılıksız araştırma/inceleme bursları sağlamaktadır.

Medya kurumları ve akademisyenler ile ilişkilerini geliştiren ABD, mesajlarında, mutlaka “ortak değerler, ortak çıkarlar ve ortak anlayışlar üzerinde koyu vurgu” yapmaktadır.

2. İç Yapıya İlişkin Atılması Gereken Adımlar

Karar vericiler, devlet birimleri ile kamuoyu arasında tatmin edici düzeyde bir görüşbirliği sağlayarak dış politikayı belirlemek zorundadır. Özellikle demokratik rejimlerin, neredeyse tek geçerli rejim olarak kabul edildiği günümüzde, karar vericilerin, kamuoyunun ve anayasal gücünü paylaştığı diğer devlet birimlerinin desteğini alarak hareket etmesi gerekmektedir. Tabii bu durumda, “her kesimi bir şekilde memnun edecek tatmin edici seçeneği bulmak” amacıyla, dış politika yapım sürecini işletecektir. En iyi seçeneği bulması mümkün olmayan devlet elitleri, yine de kamuoyunun desteğini alan bir dış politika seçeneğini, daha bir özgüvenle yürütme imkanı bulacaktır.

Kamuoyunun dış politika yapım sürecine dahil edilebilmesi için, Türkiye’de bir demokratikleşmenin yaşanması kaçınılmazdır. Diğer bir ifadeyle ancak demokratikleşme sayesinde, kamuoyu karar vericiler nezdinde sesini duyurabilecek ve etkisini arttırabilecektir. Bu durumun gerçekleşmesi içinde, üç koşulun yerine getirilmesi gerekmektedir:

1.      Siyasi iktidarlar ve devlet birimleri, hesap verebilir hale getirilmelidir. Bunun da göstergesi, hür iradeyle genel seçimlerin gerçekleştirilmesidir.

2.      Kamuoyunun, iç siyasi ve dış politika yapım sürecine dahil edilmeleri için, geniş bir katılıma olanak sağlanılmalıdır.

3.      Vatandaşların, kendilerini özgürce ifade etmelerine imkan verilmesidir.

Bu koşullara ilave olarak, karar vericiler de, kendi zihinlerini, daha demokratik bir yapıya kavuşturmaları gerekmektedir. Yani sivillerde, “otoriter düşünce yapısına” sahip olmaktan hızla uzaklaşmalıdır. Diğer bir ifadeyle, herkesin özgür iradesiyle kendisini ifade etmesinin normal olduğunu kabul etmeli ve kültürüel ve düşünsel farklılıklara anlayışla yaklaşmalıdır. İktidarlar, kamuoyunu oluşturan kanaat önderlerini ve aktif grubu, “iktidarın görüşlerini meşrulaştıracak bir güruh” olarak görmemelidir. Aksine Onların, fikirlerinden ve görüşlerinden istifade edilmesi gereken etkin bir sosyal tabaka olarak görülmelidir. Sonuçta, karar vericiler, bu sosyal gruplar ile “insani değerler içerisinde empati kurabilmelidir”.

3. Diğer Ülkelerin Vatandaşlarına Yönelik Olarak

Diğer ülkelerdeki hedef kitlesine baktığımızda, karar vericilerin, diğer ülkelerin kanaat önderlerini, ilgili diğer aktif kuruluşları ve uluslararası/bölgesel örgütlerdeki kişileri ikna etmesi gerekmektedir.

Bu bağlamda, ABDli meslekdaşlarının yaptığı gibi, Türk hariciyesi, bu kişiler için bilgi kaynağı haline gelmelidir. Hatta diplomasi, artık reaktif diplomasi anlayışından, pre-aktif diplomasi anlayışına geçmelidir. Diğer bir ifadeyle, vakit kaybetmeden, gelişmelere önceden tepki göstermeli, haberleri yönlendirmelidir.

Bilgi kaynağı olurken, Türkiye, “kendi görüşlerini yansıtan, ancak rasyonel bir şekilde hazırlanmış, resmi politikaları tekrarlamaktan uzak, bilimsel veriler ışığında kendi politikalarını izah etmeye çalışan, duygusal, ruhsal etkilerden uzak bilgileri, belgeleri ve görüşleri”, dış kamuoyuna sunmalıdır. Bu kişilerin, Türkiye’de araştırma yapmasına, incelemelerde bulunmasına imkan tanınmalı, Türkiye’yi ziyaret etmeleri teşvik edilmelidir. Hatta bu ülkelerden yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin gelmeleri sağlanılmalı, bu ülkelere yönelik akademik çalışmalarda yaygınlaştırılmalıdır. Ortak doktora ve yüksek lisans programları hazırlanmalı ve ortak projeler teşvik edilmelidir.

Sonuçta, kişisel ve kurumsal temelde karşılıklı temaslar arttırılmalıdır. Bu sayede, kişilerin yerinde olayları görmeleri sağlanılmalı, empati kurmalarına olanak verilmeli, kanaat önderlerinin psikolojik çerçeveleri yeniden şekillendirilmelidir. Ancak bu sayede, diğer ülkelerin kamuoyları ikna edilmiş olabilecektir.

Neden psikolojik çerçeveyi değiştirmek gerekmektedir? Bilindiği üzere, karar vericiler, kararlarını, kendi psikolojik çerçevelerine uygun olarak belirlemektedir. Maddi koşullar, psikolojik çerçeve sayesinde bir anlam kazanmaktadır. Bu nedenle, eğer insanları ikna etmek istiyorsanız, o kişilerin algılamalarını, psikolojik çerçevelerini değiştirmek zorundasınız. Bunu yapabilmenin yolu da, devlet tezlerini sürekli tekrarlamak değildir. Aksine karar vericilerin, planlama kabiliyetlerini arttırarak, daha rasyonel görüşlerin ortaya çıkmasına olanak sağlanması gerekmektedir. Yani diğer ifadeyle inandırıcı olmak zorundadır. Bunun içinde, karşı tarafın algı çerçevesine girmeli, kendi tezlerine mantıklı, bilimsel ve objektif değerlendirmeler eklemeli ve en önemlisi diğer ülkelerin vatandaşları ile empati kurarak, ortak yanları, değerleri ve çıkarları vurgulamalıdır.

4. Kamu Diplomasisini Kim Uygulayacak?

Bu görevi, sadece Dış İşleri Bakanlığı diplomatları gerçekleştiremez. Aksine gerçekleştirmemesi de gerekir. Zaten imkanlarının çok üzerinde görev yüklenen diplomatlar, kendilerine verilen ihtisas bilgilerine dayanarak, ancak medya önünde sözcülüğü ve temsili sağlayabilir. Bunun dışında, diğer birimler ve uzmanlardan oluşan kadrolar, bu görevle yükümlü hale getirilmelidir.

Bu bağlamda, Dış İşleri Bakanlığı bünyesinde, “Kamu Diplomasisi Müsteşarlığının” kurulmasını öneriyorum. Bu müsteşarlık bünyesinde, Bakanlık Stratejik Araştırmalar Merkezi, Diplomasi Akademisi, Enformasyon Birimi ve Teknik Hizmetler Birimi” gibi birimler yer almalıdır. Diğer bakanlıklarda, kamu diplomasisi için yönlendirilmelidir.

5. Medyanın Kamu Diplomasisindeki Yeri

Teorik açıdan, medyanın dış politikadaki rolüne baktığımızda, iki farklı görüş ortaya çıkmaktadır. Bir görüşe göre, medya, karar vericileri yönlendirici bir güce sahiptir. Diğer bir görüş ise, aksi tezi savunmaktadır. Bu görüşe göre, karar vericiler, medyayı kendi amaçları doğrultusunda yönlendirebilmektedir. Çünkü temelde gündemi belirleyen devlet elitleridir. Arka planda gerçekleştirilen görüşmelere (gizli diplomasiye) ilişkin gelişmeleri aktarabilen kişiler, devlet birimleridir. Bu nedenle medya mensupları, bu bilgileri edinebilmek için, devlet elitlerine bağımlıdır. Bu durumda da, devlet birimleri, bilgiyi istedikleri şekilde şekillendirebilmektedir. Aynı zamanda, devlet elitlerinin, medyanın olayı çerçevelendirmesinde, değerlendirmesinde ve kullandığı dilde etkisi büyüktür.

Türk medyasına baktığımızda şu değerlendirmelere ulaşabiliriz:

a.       Genelde realist kuram üzerinden olayları değerlendirmektedir. Bu da, söylemlerinde, askeri güç, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, güç kullanımı gibi kavramlar ön plana çıkmaktadır. Sonuçta, medyada, tehdit endeksli güvenlik anlayışına dayalı söylem görülmektedir.

b.      Haber çerçevelenirken, karşı tarafın görüşleri/tutumları dikkate alınmadan, kavramlar kullanılmaktadır.

c.       Devlet ile genelde paralel görüşler ortaya koymaktadır (ideolojik görüş farklılıklarına rağmen).

d.      Bu tutum, karşı tarafın Türkiye’ye karşı anlayışla davranmasına engel olmaktadır.

SONUÇ OLARAK,

Kamu Diplomasisi bağlamında;

a)      Devlet, özgürce, korkmadan, “devlet sırrı, ulusal güvenlik, ulusal çıkar” gibi muğlak kavramları öne çıkararak, ihtiyaç duyulan bilgileri kamuoyundan uzak tutmamalıdır. Aksine her iki kesimin bilgi kaynağı haline gelmelidir.

b)      Dış politikanın özgürce tartışılmasına olanak sağlanılmalıdır. Devlet birimleri, diğerlerine “kendi görüşlerini empoze etmek yerine, onların da görüşlerini dikkate almalıdır”.

c)      Devlet elitleri, devletin sınırları dışındaki gelişmelerin maddi koşullarını gerçekçi bir şekilde tespit etmek zorundadır. Diğer toplumlardaki ve siyasi alandaki gelişmeleri yerinde gözlemlemelidir. Diğerlerinin düşünce yapısını, inançlarını, siyasal kültürünü vs. iyice algılamalıdır.

d)     Klasik söylemlerden, “insanların ağzına gereken payı verdim” tarzı anlayıştan     uzaklaşılmalıdır.

e)      Diplomatların ve bakanların, kahvehanelerde tavla oynaması, kamu diplomasisi anlamına gelmemektedir.

f)       Siyasi elitler, kanaat önderleri ve medya mensupları, sert, realist söylemden uzaklaşmalıdır. Daha teknik, daha bilimsel veriler üzerinden konuşmalıdır.